Durdu Güneş

Durdu Güneş

Mail: durdugunes@hotmail.com

İLGİ ALANINDAN ETKİ ALANINA - TEPKİSELLİKTEN ETKİSELLİĞE…

İnsanın bir ilgi alanı bir de etki alanı var. İlgi alanımız dünyada ve ülkedeki siyasal kavgalar, doğal felaketler, salgın hastalıklar, ekonomik krizler vs. Her gün haberlerde izlediğimiz bireysel olarak sonuçlarını doğrudan değiştirmeyeceğimiz makro düzeydeki olaylar.

Etki alanımız ise sonuçları bize bağlı olan, değiştirme gücüne sahip olduğumuz olay ve olgulardır. 

Biz neyi değiştirebiliriz? Dünyada ve ülkede siyasal kavgalar var.  Bu kavgaları önleyebilir miyiz? Dünyada ve ülkede yoksulluklar var, açlar var. Bunları ortadan kaldırabilir miyiz? Dünyada doğal felaketler oluyor. Onları değiştirme gücüne sahip miyiz? 

İlgi alanımızda bulunan dünyadaki kavgaları ortadan kaldıramayız. Ama biz etki alanımızda olan yakın çevremizle dostluklar kurabiliriz. İyi bir komşu olabiliriz. Sevgi dolu olabiliriz. Bizler ilgi alanımızdaki dünyanın ve ülkenin ekonomik gidişatını değiştiremeyiz. Ama biz etki alanımızdaki işimizi doğru dürüst yapıp kazancımızı doğru kullanabiliriz. Biz ilgi alanımızda bulunan dünyadaki açlığı ortadan kaldıramayız. Ama biz etki alanımızdaki bir ekmeğimizi aç olan kişiyle paylaşabiliriz. Komşumuza bir kap yemek verebiliriz. İmkanlarımız ölçüsünde çevremize yardım edebiliriz.

Peki biz neden etki alanımızdaki doğru davranışları göstermiyoruz da ilgi alanımızdaki gücümüzün yetmediği alanlara çok ilgi duyuyor, onları konuşuyoruz.  Çünkü etki alanımızdaki işler doğrudan bizim sorumluluğumuzdadır. İlgi alanımızdaki durumlar ise bizim sorumluluğumuzda değildir. Dünyanın barış içinde olmasında bireysel sorumluluğumuz yoktur. Ama yakınlarımıza tebessüm etmek, sevgi dolu ilişkiler kurmak sorumluluğumuz içindedir.  Amerika’nın bütçesini, ülkemizin bütçesini düzeltmek bizim sorumluluğumuzda değildir. Ama hem kendimizin hem ailemizin bütçesini doğru düzenlemek, kimseye muhtaç olmamak kendi sorumluluğumuzdadır. İnsanların etki alanını bırakıp ilgi alanıyla meşgul olmaları sorumluluktan kaçmak içindir. 

Diğer taraftan ilgi alanında bulunan ve sonucu değiştiremeyeceğimiz meselelerle enerjimizi tükettiğimizde etki alanındaki doğru işleri de yapamayacağız.

Bir fıkra bunu güzel anlatır.

Köyde adam divana oturmuş, televizyon izliyor. Bu arada Kıbrıs savaşıyla ilgili bilgiler veriliyor.

Mevsim kış, soba yanıyor ama sobanın boruları dolduğu için tütüyor, evin içi duman olmuş. Kadın kocasına diyor ki “Herif bu soba tütüyor bunun borularını bir temizlesen.” Adam, “Yav ben Kıbrıs savaşında gemilerin bacalarını düşünüyorum. Sen de tutmuş sobanın borusundan bahsediyorsun.” diyor. 

Aldous Huxley “Dünyayı değiştirmek istedim, ama sonunda fark ettim ki, değiştirmeye gücümün tek yettiği şey kendimdim.” Der.  Aynı şekilde İngiltere’de, Westminister Katedrali’ndeki bir mezar yazıtında şöyle yazılıymış:

“Genç ve özgürken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek istedim.
Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım.
Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece ülkemi değiştirmeye karar verdim; ama o da değişeceğe benzemiyordu.
İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle, sadece ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim.
Ve ölüm döşeğinde yatarken, birden fark ettim ki önce kendimi değiştirseydim, ailemi ve yakınlarımı da değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, ülkemi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir belki dünyayı bile değiştirebilirdim."

Kişi etki alanındaki doğru işleri yaparak, ilgi alanındaki olumsuz çemberin alanını daraltabilir. 

Peki insan değişime neden kendisinden başlamıyor? Çünkü insanın kendini değiştirmesi ciddi bir çaba gerektiriyor. Okuması, düşünmesi, kendi kendine karar alabilmesi gerekiyor.

Burada karşımıza etkisellik ve tepkisellik kavramları çıkıyor. Etkisel olmak dışardan bir uyarıcıya bağlı olmaksızın, kendiliğinden iyi, doğru, güzel işleri yapabilmektir. İyi, doğru, güzel işleri yapabilmek ise ancak içinizi, bilgiyle sevgiyle, erdemle doldurmanıza bağlıdır. Bu dışardan alınan bir şey değil, kendimizin çabalarıyla üretebileceğimiz bir niteliktir. Ama tepkisellik böyle değil, daha kolaydır, ancak dışardan bir etki olduğu zaman harekete geçmektir. Bu nedenle tepkisellikte kendimizi yetiştirmemiz gerekmez. Çünkü kumanda dışarıdadır. O kumanda bize ne yaptırmak isterse biz onu yaparız.  Örneğin sosyal medyaya bakın bir terör faaliyeti olduğunda herkes koro halinde teröre lanet okuyor. Fakat bunu yapan kişiler terörün olmaması için elinin erdiği gücünün yettiği kadar bir harekette bulunuyor mu. Barış olsun diye güzel bir söz söylüyor mu? Terörün beslenme kaynağı olan kin ve düşmanlık yerine sevgi ve dostluğu yaymaya çalışıyor mu? 


Kötülüğü lanetliyoruz ama iyiliğe talip olmuyoruz. Çalıya küfrediyoruz ama gül yetiştirmiyoruz. Bilinen bir ifade ile karanlığa kızıyoruz ama mum yakmıyoruz. Sebebi gözardı edip sonucu suçlamak bir çeşit akıl sakatlığıdır. Yakındığımız konunun unsuru olursak o sorunu asla çözemeyiz. Mizuno’nun dediği gibi “Var olan bir problemi görememek de bir problemdir.” Ve çok önemli bir problemdir. Sorunları tepkisellikle değil ancak akıl, bilim, erdem, sağduyu ile çözebiliriz. Yani etkisel davranışlarla.

Çok siyasallaşmış bir toplum etkisel değil tepkisel özellik gösteriyor. Bu nedenle kişiler kendi inisiyatifleriyle hareket etmiyor. Siyasal komutlarla koroya dönüşen söz ve davranışlar sorunları çözmekten ziyade sürekli bir kavga ortamı oluşturuyor. 

Anılan nedenlerle ilgi alanımızda enerjimizi tüketmeden etki alanımızdaki doğru işleri yapmalıyız. Tepkisel davranışlar göstermek yerine etkisel davranışlar göstermeyiz. Ancak bu şekilde kısır döngünün içinden çıkabiliriz.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar